Sunday, January 29, 2012
Çocuk dediğin
Posted by Göçebe at 4:36 AM 0 comments
Labels: Seyyar Dünyam, YH'nin Dünyası
Friday, January 27, 2012
Porcini Mantarlı Çakma Alfredo Soslu Ev Yapımı Fettucine
İtalyanlar yoğurdu tatlı niyetine yediklerinden benim bu yaptığım onlar için köfte üzerine reçel döküp yemek gibi absurd bir durum ama olsun. Entegrasyona evet ama asimilasyona hayır diyorum.:) Türk usulü pişirdiği makarnasına yoğurt koymayan bir Türk tanımıyorum.
- Yarım paket Fettucine makarna ( Ben makarnayı kendim yapmayı tercih ettim.)
- 400 ml krema
- 1 diş sarımsak
- 6-7 adet orta boy mantar. Ben porcini ve kültür mantarı kullandım.
- Parmesan peyniri ( Çok emin değilim ama bu peynirin Türkiye'deki muadili Mihaliç peyniri sanırım)
- Taze çekilmiş karabiber ( yoksa toz karabiber)
- Taze fesleğen yaprakları
- Tereyağ
- Zeytinyağı
- Tuz
- Fettucine makarnaları, tuz ve azıcık zeytinyağı eklediğiniz suda, makarna kutusunun üzerinde belirtilen süre dişe dokunur olacak şekilde (al dante) haşlayın. Sakın ola ki makarnaları haşladıktan sonra soğuk suya tutmayın.
- Daha sonra ince ince dilimlediğiniz mantarları zeytinyağı ve tereyağla birlikte yüksek ateşte bir süre pişirin. Bu aşamada mantarları koymadan önce, tavanın çok kızgın olması gerekiyor. Aksi takdirde mantarlar pişerken sulanır ve lezzetlerini kaybeder.
- Kavrulmuş sarımsak tadından hoşlanmadığım için sarımsağı mantarlardan hemen sonra ilave ediyorum. Arzu ederseniz siz mantarlardan önce sarımsağı zeytinyağında çok az kavurabilirsiniz.
- Sarımsakla pişen mantarların içerisine kremayı da ekleyip, bir süre daha pişirmeye devam edin. Ancak kremayı çok pişirirseniz koyulaşıp tereyağına dönüşebilir. Bu yüzden dikkat edin.
- Daha sonra bu karışıma önceden al dante olarak haşladığınız fettucine makarnaları ilave edin. Makarna ile sos bir iki dakika piştikten sonra ocağın altını kapatın.
- Servis edeceğiniz tabağa makarnaları koyduktan sonra taze çekilmiş karabiber ekleyin. Yoksa toz kara biber kullanın ama lezzeti ve kokusu kesinlikle taze çekilmiş karabiber gibi olmuyor.
- Taze fesleğen yapraklarını ve rendelenmiş parmesan peynirini de ilave ettikten sonra afiyetle yiyin. :)
- 2 tane yumurta ( mümkünse organik)
- 3 yemek kaşığı irmik ( Haşlarken makarnanın diri kalması için )
- 2 yemek kaşığı zeytinyağı
- 5 yemek kaşığı su
- Tuz
- Alabildiği kadar un ( Bir daha ki sefere beyaz un yerine organik tam buğday unu kullanacağım)
- Tüm malzemeleri karıştırdıktan sonra biraz sertce bir hamur elde etmeniz gerekiyor. Hamur çok yumuşak olursa makarnalar suda haşlanırken hamurlaşır. Bu yüzden hamurun, su böreği hamurunun kıvamında olması gerekiyor.
- Hamuru streç filmle hava almayacak şekilde sarıp en az 15 dakika dinlendirin.
- Hamurdan küçük bir portakal büyüklüğünde parçalar koparıp bezeleyin ve bir 10 dakika kadar hamuru tekrar dinlendirin.
- Daha sonra hamuru bir bıçak sırtı kalınlığında olacak şekilde açın. Su böreği yufkasından biraz daha kalın olması gerekiyor.
- Açtığınız hamuru temiz bir yere serip beş dakika kadar bekletin.
- Sonra hamurunuzu oklava yardımıyla sarıp, oklavanızı hamurunuzda çıkartın. Sonuçta fotoğraftaki gibi bir makarna hamuru elde etmeniz gerekiyor.
- Hamuru 1-1.5 cm eşit aralıklarla kesin. Kestiğiniz fettucinelerin birbirine yapışmaması için azıcık unlayın.
- Bir tepsiyi unlayıp kestiğiniz fettucineleri serin. Bu şekilde en az 10 dakika dinlendirdikten sonra tuzlu ve zeytinyağlı suda bir iki dakika haşlayın. Çok uzun süre suda kalırsa fettucineler birbirine yapışabilir. Bu aşamada dikkat etmek gerekiyor.
Posted by Göçebe at 9:12 PM 9 comments
Labels: Alfredo Soslu Fettucine, Ev yapımı makarna, gocebenin mutfagi, İtalyan yemekleri
Thursday, January 26, 2012
Fazıl Say Roma Resitali
Fazıl Say, piyano resitali için Roma'ya gelince ben de senenin ilk haberini onunla yapma fırsatı buldum. La Sapienza Üniversitesi'nin Magna Salonun'daki piyano resitalinde Fazıl Say Bach, Beethoven ve Zimmermann gibi bestecilerden eserler icra etti. Ama beni en çok etkileyen Fazıl Say'ın kendi bestelediği Nazım Hikmet Oratoryosu ve Aşık Veysel'in Kara Toprak isimli eserleri oldu. Aşağıdaki videoda, salondaki atmosferi hissetmeniz adına konserden çok küçük bir bölüm paylaştım.
Kara Toprak by Aşık Veysel
Ve Orhan Veli'nin sevdiğim şu şiirini anımsadım " musiki ruhun gıdasır, musikiye bayılıyorum " . Böyle zamanlarda iyi ki yaşıyorum ve böyle şeylere şahit oluyorum diyorum.
Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum.
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp, eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum.
P.S. Yarın sabah Türkiye saati ile 08.30'da TRT Radyo ile canlı telefon bağlantısı yapacağız. İtalya'nın ekonomisini konuşacağız.
Posted by Göçebe at 12:33 PM 1 comments
Labels: Fazıl Say Roma konseri, Fazıl Say Roma Resitali, İtalya, Roma, Seyyar Dünyam
Friday, January 6, 2012
DEREK SIVERS: HAYALLERİNİ KENDİNE SAKLA!
Posted by Göçebe at 4:48 AM 4 comments
Labels: gocebe, Seyyar Dünyam
Thursday, December 15, 2011
OLMAZ OLMAZ DEME OLMAZ OLMAZ!
Kulak Pası.
Sene 2008. Nairobi'de yaşıyoruz o zamanlar. Hamileliğin 4. ayındayım üstelik. Canım inanılmaz " dut " çekmeye başladı. Allah'ın Afrika " sında dutu kim kaybetmiş ki ben bulayım! Neyse birinci gün, ikinci gün derken üçüncü gün eşime dut istediğimi söyledim. Bir umut markete gidip, bakındık. Envai çeşit tropikal meyve mi ararsın yoksa ithal böğürtlen, yaban mersini ya da cranberry mi ( kızılcık sanırım) ?. Hepsi vardı markette ama dut yoktu işte. Afrika'dasın değil mi, insan papaya aşerir, durian aşerir olmadı passion fruit ya da hint ayvası aşerir. Zamansız zamanlarda bulunmayacak yiyecekler istemekmiş ya aşermek, ben de ezberi bozmayıp Afrika'da dut istiyorum. Neyse Nairobi'deki bütün marketleri gezip dut bulamayınca eşim; "Üzülme, Türkiye'den göndertiriz " dedi. Türkiye'de ise mevsim nerdeyse kıştı ve bu mevsimde dut bulamayacağımızı ikimiz de çok iyi biliyorduk. Kimseyi üzmemek için dut mevzusunu kapattım orada bir daha da açmadım.
Hamileliğim boyunca hiç aşermedim (acaba?), aşermeye inanmadığım için belki de. Canım şunu istedi, bunu istedi gibi şımarıklıklarım da yoktur. Ben bir yandan içimdeki bu amansız dut isteğinin nereden peydah olduğunu düşüne dururken bir yandan da "şimdi dut yiyemezsem bu yüzden de çocuğumun vücudunda hatta yüzünde kocaman bir dut şeklinde doğum lekesi olursa " diye pimpiriklenerek önceden prim vermediğim hurafeleri? de peş peşe sıralamaya başladım.
Evet, plastik dondurma kabının içinde dutlar vardı. Hem de tohumu Türkiye'den götürülen bir dut ağacının ilk dutları.
O sırada da telefon çaldı, arayan eşimdi. " Mutlu oldun mu? " dedi.
Kasım ayında Nairobi'de dut bulmuşum ben mutlu olmayayım da kim olsun? Türkiye'den biri Nairobi'ye gidecek, oraya dut ağacı dikecek, o dut ağacı büyüyecek, meyve verecek ve onları ilk ben yiyeceğim. İnanılır gibi değildi!
Her şey istemekle başlıyor sanırım. Daha sonra çekim yasasının işleyişine şahit olup, gerçekten de istediğimiz şeyi kendimize çekip, sahip oluyoruz. Yani düşünceler, hayaller bir süre sonra somutlaşıyor. Mikro düşünce kuantları birleşip makro düşünce bloklarına dönüşüyor bu da bir şekilde insanın hayatını etkileyip, şekillendiriyor.
Posted by Göçebe at 9:25 PM 18 comments
Labels: gocebe, seyyar dunyam
Monday, December 12, 2011
Şımarık Prenses
YH Cumartesi akşamı, Kurbağa Prens masalındaki prensesi şımarık bulduğu için kitabı okumamı istedi. Prensesin fotoğrafını gösterip bu " kötü " dedi. Nedenini sorduğumda ise " şımarık " cevabını verdi.
Posted by Göçebe at 1:02 PM 4 comments
Labels: YH'nin Dünyası
Saturday, December 10, 2011
ÖRÜMCEK ZEHRİNİN PANZEHİRİ TARANTELLA DANSI
Posted by Göçebe at 2:58 AM 4 comments
Labels: İtalya, Tarantella Dansı
Friday, December 9, 2011
YH 'nin Dünyası
Posted by Göçebe at 1:32 PM 2 comments
Labels: YH'nin Dünyası
Wednesday, December 7, 2011
CEVAT KELLE ROMA'DAN BİLDİRİYOR!
Acıkan YH'nin " mama mama " müdahalesi
Öyle işte sevgili okur. Yorucu bir dönem geçiriyorum. Bir taraftan bu işi öğrenmeye, diğer taraftan da ders çalışmaya çalışıyorum. Bunları yaparken de YH'nin vaktinden çalmamaya özen gösteriyorum. Bu yüzden ya o uyurken ya da geceleri çalışıyorum. Bir bakıcı bulsaydınız? diyenler olabilir. Hemen bilgi vereyim; tamam çalışmayı çok istiyorum ama iyi bir anne olmak dışında hiçbir şey umurumda değil. Ben ne iş yaparsam yapayım bu YH'nin iyi yetişmesinden daha önemli olmayacak. Benim için dünyanın en en en değerli varlığını, yurt dışında yaşayan biri olarak emanet edecek birini bulamadım! Hiç tanımadığımız birine arabamızı, evimizi hatta çantamızı bile vermezken söz konusu insanın çocuğuysa bu kadar seçici olma hakkına sahip olduğumu düşünüyorum.
Eskilerin eskimeyen bir sözü vardır, "Kendi düşen ağlamaz " diye. Madem hem çalışmak hem de YH'ye bakmak istiyorsam biraz yorucu da olsa tüm bunların üstesinden geleceğim. Şimdiye kadar Vatikan Büyükelçiliği himayesinde sergi açan fotoğraf sanatçısı Filiz Kutlar ile daha sonra Roma'ya gelen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır ile röportaj yaptım. En son da Ferzan Özpetek'in de katıldığı Gazeteci- Yazar Zeynep Oral'ın " Tutkunun Romanı Leyla Gencer " kitabının tanıtımına katıldım ve Zeynep Oral ile kitabı üzerine konuştuk. Aşağıdaki videoda Zeynep Oral ile yaptığım röportajın küçük bir bölümü de yer alıyor.
Bu arada Reha Erus ile bu kitap tanıtımında tanıştım. Ona " Sizden sonra ben devraldım bu işi " dediğimde " Daha dur, ben hala Roma'dan bildirmeye devam ediyorum " dedi. :)
Gelelim bu süreçten neler öğrendiğime. Birincisi; YH'nin babasının sözünü dinlemenin ( en azından arada sırada:)) yararıma olacağını öğrendim. Özellikle teknolojiyle ilgili konularda. Adam bu konuda benden daha iyi kabul etmem gerek.
İkinci öğrendiğim şey ise, insan bir şeyi gerçekten çok istiyorsa ona mutlaka sahip olduğu. İstemek ama öyle lafla değil gönülden istemek. Böyle olunca başka bir şeye gerek kalmıyor çünkü istemek yeteri kadar planlı bir iş zaten.
Posted by Göçebe at 6:24 PM 6 comments
Labels: gocebe, Seyyar Dünyam






