Related Posts with Thumbnails

Saturday, October 31, 2009

HARİKALAR DİYARI


Atatürk Havalimanı'nda,  Nairobi'ye gitmek için gerekli olan bütün işlemleri bitirmiş olmanın rahatlığıyla derin bir nefes aldıktan sonra uçağımızın kalkış saatini beklemeye başladık. Türkiye'den uzakta çok uzaklarda bir hayat kurmaya gidiyorduk. Bugün yepyeni bir milattı bizim için.  '' Nairobi neresi? Köy mü,kent mi? Haritada dahi yerini  bilmiyorum '' diyenler, Kenya'yı Konya anlayıp Kenyalı mısın kadifeli gelin türküsünü bana itafen söyleyenler...,kimse inanamıyordu gideceğime ama gidiyordum.

Uçağımıza bindikten dört saat sonra  dünyanın ilk yedi  yıldızlı ve en uzun oteliyle, yapay palmiye adasıyla, dünya şeklini alan yarım takım adalarıyla, gümrüksüz devasa alışveriş merkezleriyle  Dubai karşıladı bizi. 

Buradaki bekleme süresini alışveriş yaparak ve otele gidip uyuyarak  değerlendirdikten sonra Nairobi'ye gitmek üzere  uçağımıza bindik. 4.5 saat sonra Nairobi'yi kuşbakışı görmeye başladığım anda sevinçten gözlerim dolmaya başladı. Bulutların arasından yemyeşil doğasını, inanılmaz güzel tabiatını görüp hayran olmamak işten bile değildi. Hayatımda aldığım en doğru kararlardan birisinin buraya gelmek olduğunu bir kez daha anladım. Gelmeden önce kitaplardan bilgi edinmeye çalışsam da bir çok konuda kafamda soru işaretleri bulunuyordu. Ama o an inanılmaz bir şekilde çok mutluydum. National Geographic dergilerinde resimlerini gördüğüm, belgeselleri tadına doyulmaz bir zevkle izlediğim topraklara gelmiştim  Kendimi Alice Harikalar diyarında gibi hissetim. Şekerci dükkanına giren ama hangisini alacağına karar veremeyen bir çocuğun heyecanıyla etrafımı keşfetmeye çalışıyordum. Yeni bir kültürü tanımanın bana apayrı bir hayat tecrübesi kazandıracağını düşünüyordum.

Nairobi Jomo Kenyatta hava alanına vardık ve bizi evimize götürmek üzere karşılayan görevliyle birlikte yola koyulduk. Şehre giderken, sanki bize hoşgeldin demek için gelmiş gibi duran zürafaları görünce çok heyecanlandım. Hayvanat bahçesinde gördüğüm bu zarif hayvanları  doğal ortamlarında görmek muhteşem bir deneyimdi benim için. Nairobi National Park şehrin içinde hava alanının yakınında olduğu için onları burda görmemizin normal olduğunu ama her zaman bu kadar yakına gelmediklerini, şanslı günümüzde olduğumuzu söylediler. Böylelikle gerekli önlemler alındığı takdirde hayvanları, tel kafeslerde hapsetmek yerine doğal ortamlarında da görülebileceğini anladım.

Yol boyunca afrika akasyalarını, onların üzerine tünemiş ibisleri, adını bilmediğim muhteşem kuşları hayranlıkla izlerken şehre yaklaşmaya başladık. Şehrin merkezine yaklaştıkça modern binalar, gökdelenler, şık kıyafetli insanlar, lüks arabalar kafamdaki Afrika ile tezat bir manzara oluşturuyorlardı.Bu sırada zavallı, kıyafeti yırtık  ve kir  içinde ama gülünce gözlerinin içi gülen ,sevimli bir Kenyalı çocuk geldi. Mango sattığını işaret ederek, almamı istiyordu. Ben de dayanamayıp arabanın camını açıp, almaya teşebbüs ettim. Bizi alan görevli böyle bir şeyi kesinlikle yapmamız gerektiğini, hırsızlık olayları çok yaygın olduğundan tehlikeli olduğunu, eğer ondan alırsak arkadaşlarının da geleceğini söyleyerek engel oldu. Şöfor de kırmızı ışıkta durduğunda , arabada yalnız olduğunu gören hırsızların arabanın dikiz aynalarını göz göre göre söküp götürdüklerini  anlatarak durumun ciddiyetini belirtti. Yeni ayakkabı giyenin sosyete sayıldığı, elli dolara adam öldürüldüğü, zenginin çok zengin, fakirin çok fakir olduğu, halkı açken bir bakanın on beş  bin dolar maaş aldığı, bir tarafta insanlar konserve kutusunu andıran tenekeden yapılmış evlerde  yaşarken, diğer tarafta malikanelerin, şatafatlı evlerin olduğu, siyah ve beyazın, tezatlıkların şehri Nairobi'ye gelmiştim.

Şehir merkezinden uzaklaşıp, kalacağımız yere doğru giderken, yemyeşil ağaçların arasında yüksek duvarlı, elektirik telleriyle çevrilmiş, kapısında  güvenlik görevlileri bulunan evleri gördüm. Bu evlerin bir çoğunda beyazlar oturuyorlardı. Avrupa'da yaşayan bazı insanların yıl boyunca nerdeyse hiç güneş görmediklerini düşündüğümde burada neden çok fazla beyaz olduğunu anladım. Bu tabiat bile insanın mutlu olmasına yeterli bir sebepti. Yorucu olmasına rağmen keyifli geçen yolculuğumuzun sonunda kazasız, belasız evimize vardık ve Afrika serüvenimiz böylelikle başlamış oldu.

Sonraki yazılarımda Nairobi'den, sabahları erkenden kalkıp nasıl aslan avlamaya gittiğimizden, evimizin içinde yaşayan şeffaf kertenkelelerden, mutfaktayken bana selam vermeden geçmeyen maymundan, bahçemizdeki iguana ve bukalemundan, gece evimize girip buzdolabındaki yaprak sarmasını yiyen şempanzeden, hırsız baboonlardan, Afrika'dan bahsedeceğim.

 Bu arada aslan avı ve dolma yiyen şempanze mevzuları şaka tabi ki :)

8 yorum:

Griffith said...

Çok imreniyorum anlatacak bu tip hikayeleri olan insanlara.Afrika sevdalısı bir blog ismi de ben vereyim sana.Gerçi daha önce belki denk gelmişsindir.Epey popüler: http://www.pigmelerledans.com/

Şeffaf kertenkele ve selam vermeden geçmeyen maymun yazılarını merakla bekliyorum bu arada.:)

B.B.B. said...

"Dolma yiyen şempanze"ye hemen inanmıştım oysa!!!

Kenya, görmek istediğim ülkelerden biridir. Sık sık ziyaret edeceğim burayı sanırım; anlattıkça siz...

Bu arada, bir ek not...

Dubai'nin zenginliği petrolden ziyade, finans merkezi olmasına ve vergi sistemine dayalı imiş.

B.B.B. said...

...Bir not daha...

"Sen nerden çıktın?!" dersen; Cafe Fernando'dan!

nesobaby said...

:)) Ben de ordan çıktım :)) Afrika deyince hemen ilgimi çekti. Etrafta Afrika'da yaşayan çok insanla karşılaşmıyoruz ne de olsa :)) Yazım şeklini çok beğendim. Gelecek yazılarını da takip ediyor olacağım. Biz de gezmeyi çok seviyoruz ( eşim ve ben) O bu aralar Afrika'da safariye çıkma ya da Alaska cruise turu hayalinde. Bana Alaskanın soğuğundansa Afrika daha cazip geliyor. Ama sanırım sen 2 sene önce gitmişsin ve şu an onları yazıyorsun. Eşin çalışıyorken sen neler yapıyorsun merak ettim doğrusu. Bence doğru bir karar vermişsin. Dünyada keşfedilecek o kadar çok yer varken aynı şehirde tıkılı kalmak çok saçma. Cesaretinden dolayı seni tebrik ederim
Sevgiler!

Meltem said...

Sanırım sizinle meslekdaş eşi olmalıyız. Zira anlattığınız olayların benzer durumlarını 17 yıl önce ben de yaşadım. Eşimle Yemen'de çok güzel günler yaşadık. Roma'da doğan kızımız, bu ''göçebe hayatı'' sonucu tam bir dünya vatandaşı oldu. Malta'ya selamlar. Bloguma beklerim...
tatlıseruven.blogspot.com

Meltem said...

Tekrar merhaba, eşim Dışişleri Bakanlığı'nda görev yaptığı için, dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşadık. Bu nedenle meslekdaş eşi olduğumuzu düşündüm. Doğru bir tahmin mi acaba? Bu arada büyük bir tesadüf, ben de Beytepeliyim.

Griffith said...

Vallahi ben blogunuz Afrika'yla başladığı için hep Afrika'yla devam edecek diye düşünmüştüm nedense. Profilinizdeki "Malta" ibaresini kaç gündür "Malatya" diye okuyormuşum ayrıca.Başka ülkeleri de görmüş olabileceğinizi yeni idrak edebildim yani. :}

nesobaby said...

:D hahaha Malatya komik olmuş :D Kenya'yı Konya anlayanlar gibi :))
Tempo Travel dergisinde gördüm, hatta Burak ( eşim) devamlı o yazıyı okudu günlerce gitmek istiyorum diye tutturdu sanırım Eylül sayısındaydı . Kenya'dan sonra Malta sıradan gelmiştir :)) EE hadi sonraki yazıyı bekliyoruz :)) ben yani kendi adıma bekliyorum açıkçası :)