Related Posts with Thumbnails

Monday, November 9, 2009

İLK ALIŞVERİŞ



Nairobi'de ev kurmanın, aradığımız herşeyi bulmanın  çok da kolay olmayacağını  buraya gelmeden  önce az çok  tahmin ediyordum. Turist olarak gelmiş olsaydım  bir iki hafta ezine peyniri, taş fırın ekmeği, simit, zeytin, sucuk, turşu vs olmadan yaşayabilirdim ama   hayatımın bir kaç yılını burada geçireceğime göre bunlarsız ne yaparım diye kara kara düşünmedim değil.  Bu yiyecekleri canım çektiği zaman Polyannacılık oynayarak, kendimi mangoya, ananasa ve daha önce hiç tatmadığım tropikal meyvelere verip avuturum diye düşünürken, yaşadığımız yere yakın, içinde süpermarketten dişçiye, veterinerden, sinemaya, bowling salonundan mini golfe, fast food restoranlarından italyan dondurmacısına ve içinde çeşitli markaların bulunduğu mağazalara kadar bir çok şeyi barındıran bir alışveriş merkezinin varlığı kocaman bir oh çekmemi sağladı. Alışveriş merkezinin yakın olması , ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere şehir merkezine gitmemize gerek olmadığı anlamına geliyordu.


Bizi kocaman bir fil maketiyle karşılayan, Kenya'nın migrosu veya walmart'ı diyebileceğimiz Nakumatt'ın raflarında özenle yerleştirilmiş pakmayaları, bulgurları, mercimekleri, fasulyeleri, pirinçleri, ithal olması nedeniyle kilosu Türk parasıyla 17-18  liradan satıldığı için  önünden geçen beyazların bir iki tane aşırdığı üzümleri, italyan ve ispanyol malı zeytinleri, tombul  patlıcanları, biberleri, domatesleri, (beyaz peynirin yerini tutmasa da) fetaları, turşuları vs. görünce derin bir oh çektim. Çünkü yemek yapmayı bile öğrenmeden evlendiğim için  gurme olan eşime  (abartmıyorum) Allah'ın Afrika'sında ne bulup da ne  pişiricem diye kara kara düşünmeme gerek kalmamıştı. Türkiye'den gelen düşük kalite kozmetik ürünleri, baklagiller, bisküviler, sıvı yağlar bile vardı. Fakat satılan bazı Türk markaların ürünleri, arap ülkelerinde üretilmiş olmaları nedeniyle, Türkiye'de satılanlardan çok farklıydı. Mesela Türkiye'deyken çok severek yediğim bir çikolatayı Nairobi'de markette görünce bir hevesle almış, ancak paketi açtığımda soluk renkli, tadı Türkiye'deki muadilini tutmayan birşeyle karşılaştığımda hayal kırıklığına uğramıştım.



Marketteki ürün çeşitliliğinden duyduğumuz sevinç, yurtdışında uzun süre yaşamayanlara garip gelebilir. Ancak Sahraaltı Afrika'da aradığınız herşeyi bulmak maalesef pek mümkün olmuyor. Örneğin eşimin bir arkadaşı ,bir Afrika ülkesinde yaşarken şehirde yalnızca orta ölçekli bir süpermarket bulunduğunu, bebek bezi, zeytinyağı gibi ürünler geldiğinde çokca alarak depoladıklarını, zira bu ürünlerin bir daha ne zaman geleceğini bilmediklerini söylemişti. Hal böyle olunca süpermarketi ve alışveriş merkezini gezince "burada yaşanır" dedik. Türkiye'den ilk kez ayrılmanın verdiği zorluğa bir de yokluk eklenseydi, sanırım işim çok daha zor olacaktı.

Marketteki hemen hemen her reyonun başında birisinin durması, kasada aldıklarımızı torbaya koyup daha sonra da arabaya taşımak üzere ayrı bir görevli bulunması burada  işsizlik ve fakirlik nedeniyle emeğin ucuz olduğunun iyi bir göstergesiydi. Her ne kadar daha sonra aldıklarımı kendim torbalara koyup taşımak istesem de buna kibar bir şekilde engel oldular, zira iş bittikten sonra az da olsa bahşiş alma umutları vardı.  Zaten biz de bahşiş vermek için adeta bahane arıyor, böylece insanların "çalışarak kazanma" kültürü edinmelerine kendi çapımızda bir katkıda bulunuyorduk. Zira Batılı bazı ülkelerin ve yardım kuruluşlarının kimi yanlış politikaları sonucu buralarda bir "dilencilik kültürü" hakim olmuştu. İnsanlar kimi zaman nasıl para kazanabileceklerinden çok nasıl yardım toplayabileceklerine kafa yoruyorlardı. Fakirliğin kökenlerine dair tesbitlerimi başka bir yazıya bırakıp, ilk alışverişimize dair küçük bir anektodu paylaşmak istiyorum.

Afrikalılara nispeten ırkçı bir gözlükle bakan bazıları, aman efendim zaten kötü besleniyorlar, sabah akşam mısır unu yiyorlar, o nedenle de kafaları çalışmıyor dese de, aslında zehir gibiler! Alışverişin ardından kasaya gittiğimizde kasiyer, ürünlerden birinde barkod olmadığını fark etti ve görevlilerden birine gidip ürünün fiyatını öğrenmesini söyledi (en azından biz öyle anladık). Koşarak giden görevli bir-iki dakika içinde döndüğünde ürünün fiyatını söylemek yerine kasiyere barkod numarasını (bildiğim kadarıyla 13 rakamdan oluşuyorlar) ezberden okuyuverdi. Bizim de haliyle ağzımız açık kaldı, açıkçası ben alakasız rakamlardan oluşan 13 hane bir tarafa, telefon numaralarını bile hafızamda zor tutuyorum..


Yeme, içme sorununu çözdüğümüze göre sırada eşyaları almak var ama nereden? Bir sonraki durak yol kenarındaki marangozlar...