Related Posts with Thumbnails

Sunday, December 26, 2010

Vatikan'da Noel Ayini

Katolik ve Protestanlara göre Hz. İsa'nın doğduğu gün olan 25 Aralık tarihi bildiğiniz gibi Noel olarak kutlanıyor (Ortodokslar ise Noel'i Julyen takvimine göre 25 Aralık'a denk gelen 7 Ocak günü kutluyorlar). Noel gününün bir gün öncesinde, yani arife günü gecesi Katolikliğin merkezi olan Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'nda (Saint Peter's Basilica) Papa tarafından büyük bir Noel ayini gerçekleştiriliyor. Katolik dünyasının bu en önemli ayinini izlemek için geçtiğimiz Cuma akşamı bendeniz de Vatikan'daydım.


Bu ayine ancak Noel'den çok önce ücretsiz olarak temin edilen biletlerle girmek mümkün. 


Akşam saat 10'da başlayacak olan ayin için kapılar 8:30'da açılıyordu ve içeri girebilmek için Vatikan'a daha da erken gitmek gerekti. Arada bir yağan yağmurun altında yaklaşık bir saat kadar bekledikten ve güvenlik kontrolünden geçtikten sonra kiliseye girebildim.


Aslında sembolik bir görev üstlenen İsviçreli muhafızlar.


Aziz Petrus Bazilikası 60.000 kişilik kapasitesiyle Hristiyanlığın en büyük kilisesi olma özelliğine sahip oldukça görkemli bir yapı. Bu tarz görkemli yapıların bir çoğu gibi, burada da yapının büyüklüğünü içindeyken pek anlamıyorsunuz. Örneğin yukarıda solda yer alan fotoğrafın üst ortasındaki balkonda altı kişilik küçük bir orkestra yer alıyor, ancak bunu ilk bakışta anlamak oldukça zor.


Vatikan'a erkenden gitmiş olmama rağmen, içeri girdiğimde kilisenin yarısından fazlası doluydu. Ben ayini daha iyi izlerim düşüncesiyle ön tarafa en yakın yere oturmaya çalıştım ancak sonra anladım ki asıl popüler olan öne yakın olmak kadar Papa'nın geçeceği, fotoğrafta gördüğünüz yola yakın olmak. Fotoğrafın arka planında bir "nativity scene" (Hz. İsa'nın doğumunu canlandıran bir sahne) var, benzer bir sahne de meydana kurulmuş.


Törene önce çeşitli düzeydeki rahipler, ardından kardinaller ve en son da Papa geldi. 


İnsanların Papa'ya olan ilgisi oldukça fazlaydı. Geçtiğimiz yılki Noel ayininde aklı dengesi bozuk bir kadın, bu geçiş sırasında Papa'nın üzerine atlayıp yere devirmiş. Bu nedenle geçiş yolunda epeyce koruma vardı.

Geçerken insanlar tarafından alkışlanması ve bir din adamına adeta pop star muamelesi yapılması garibime gitti desem yalan olmaz. 


Kilisenin büyüklüğünü anlayabileceğiniz bir fotoğraf da bu. Papa fotoğrafın alt ortasındaki büyük kırmızı koltukta oturuyor. Üstteki mumlar oturduğum yerden küçük gibi gözükse de, boyları şamdanlarla birlikte muhtemelen iki metreyi buluyordu.


Girişte herkese fotoğrafta gördüğünüz, ayinde yapılan duaları, söylenen ilahileri vs. içeren kitaptan veriliyor.


Kitapta ayinde yapılan her şey sırasıyla mevcut. Ayindeki ilginç bir ayrıntı ise çeşitli bölümlerin Fransızca, Portekizce, Almanca, Filipince gibi farklı dillerde yapılmış olması. 


Ayinden küçük bir parça.


Dışarıda neler olup bittiğini de görebilmek için ayinden biraz erken ayrıldım. İnsanlar soğuk havaya rağmen meydana kurulan dev ekranlardan ayini takip ediyorlardı.




Bu da katedralin bulunduğu Saint Pietro Meydanı'ndaki doğum sahnesi. Dikkat ederseniz ayinden hemen önce çektiğim bu fotoğrafta "bebek İsa" yok. Ortadaki saman dolu beşikvari nesne boş.


Bu fotoğrafı ise Noel gününde çektim, artık sahnede "bebek İsa" da var.


Bu yıl meydana yerleştirilen çam tam 35 metre boyunda. Çam, her yıl farklı ülkelerden ya da İtalya'nın farklı bölgelerinden geliyor.


Çamın altında yer alan farklı dillerdeki "İyi Noeller ve mutlu yıllar" mesajları.

Wednesday, December 22, 2010

Nar Tanesi, Nur Tanesi


Haftasonu markette sebze-meyve alışverişi yaparken gözüm birden güzel mi güzel, büyük mü büyük narlara takıldı. Önce güzellikleri dikkatimi çekti, sonra da üstündeki nazar boncukları! Hepinizin tahmin edeceği üzere Türkiye'den ithal edilmişlerdi. İhracatçı firma üşenmeyip her birine birer nazar boncuğu taktığı gibi, bir kısmına da narın faydalarını anlatan Almanca ve İngilizce notlar iliştirmiş. "Mucize meyve nar" başlıklı bu notlarda narın tansiyonu düzenlediğinden kalbi koruduğuna, cilde iyi geldiğine kadar bir çok faydası sıralanmış. Hem ürün, hem de sunumu bu kadar güzel olunca markette bir çok kişi de gelip narlara en azından bir göz atıyordu. Firmayı gerçekten çok takdir ettim ve tabii ki memleket narlarından ben de hissemi aldım! İçleri de dışları kadar güzeldi...













Tuesday, December 21, 2010

Ahududu Soslu ve Limon Aromalı Panna Cotta ( İtalyan Pudingi ) Tarifi




MALZEMELER 

Panna Cotta  için:

  • 500 ml çiğ krema
  • 80 gr şeker 
  • 3 yaprak jelatin
  • Vanilya
  • Bir limon kabuğu rendesi
Ahududulu sos için:
  • 200 gr ahududu
  • 100 gr şeker
PANNA COTTA'NIN HAZIRLANIŞI
  • Yaprak jelatinleri küçük bir kabın içerisine koyup, üzerlerini iki parmak geçecek kadar soğuk su ekledikten sonra bir kenarda yumuşamaya bırakın.
  • Kremayı, şekeri, limon kabuğu rendesini derin bir çelik tencereye koyup sıkça karıştırarak 15 dk pişirin ve ocağın altını kapatın.
  • Karışımdan limon kabuğu rendesini ayırmak için kremayı süzün.
  • Yumuşamış olan jelatinleri kremaya ekleyin ve karıştırın . ( Jelatinlerin eridiğinden emin olmalısınız)
  • Bu karışımı tercihen alüminyum kaselere ya da silikon kalıplara paylaştırın. 
  • Buzdolabında 3-4 saat beklettikten sonra kalıpları ters çevirip, mevsim meyveleriyle süsledikten sonra servis edebilirsiniz.
AHUDUDULU SOSUN HAZIRLANIŞI:
  • Ahududularını ve şekeri parçalayıcı yardımıyla iyice ezin.
  • Karışımı ocakta iki-üç dakika kaynatın.
  • Karışımı süzdükten sonra kalıptan çıkan panna cottaları bu sos ile süsleyin 
NOTLAR
  • Panna cotta ları kalıplardan rahatça çıkarabilmek için, kalıpları çok az yağlayabilirsiniz ve kalıptan çıkarmadan önce kürdanla kenarlarından hafifçe ayırabilirsiniz.Ya da panna cottaları koyduğunuz kalıbı ters çevirmeden önce bir -iki dakika sıcak bezle kalıbın etrafını sarabilirsiniz.
  • Bence panna cotta ya en güzel limon, ahududu ve nane yakışıyor. Bunlar  yoksa evdeki meyvelerle de süslemek mümkün.
  •  Tarifi aldığım kitapta orjinal fikirler arayanların panna cottayı hazırlayacakları bezelye sosuyla servis etmeleri tavsiye ediliyordu. 
  • Bu arada İtalyanca'da panna cotta pişmiş krema anlamına geliyor.



Monday, December 20, 2010

Fenerbahçe Ülker - Montepaschi Siena Maçı

Aslında Galatasaray taraftarı olmakla birlikte, rakip yabancı bir takım olunca gerektiğinde Fenerbahçe'yi bile destekleyenlerdenim :) Hal böyle olunca, geçtiğimiz Perşembe günü Fenerbahçe Ülker'in Montepaschi Siena'yla yapacağı maçı izlemek için kar soğuğuna aldırmadan soluğu Siena'da aldım.




Siena, küçük bir şehir olmasına rağmen Euroleague'de son 10 yılda 3 kez final four oynamış başarılı bir basket takımı var ancak tesislerinin pek iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. 7.500 kişi kapasiteli spor salonları oldukça eski ve maç günü gayet soğuktu. Bu durum sanırım maçı canlı anlatan spiker tarafından da dile getirilmiş ama ben şu kadarını söyleyeyim, sporcular üşümesin diye "bench"te bir tane elektrikli radyatör vardı (yukarıdaki fotoğrafa dikkatli bakarsanız görebilirsiniz, Kaya'nın hemen önünde).


Isınma faslı.


Her maç gibi bu maç da 0-0 başladı ama Siena başlar başlamaz üstünlüğü ele geçirdiği için skor bir daha hiç bu kadar yakın olmadı.





Saha kenarındaki adı "Türk" olan bir emlak ve turizm şirketine ait reklam panosu dikkat çekiciydi.


Siena seyircilerinin bir kısmı gayet yaşlı insanlardan oluşmakla birlikte, pota arkasındaki bu grup, ultraslan, çarşı vb. ayarında ateşli taraftarlardan oluşuyordu.


Mola


Nedendir bilinmez, oyun aralarında sahada ponpon kızlar yerine çeşitli gösteriler yapan karateciler vardı.




Fenerbahçe tüm kozlarını kullandı ama oyuna bir türlü ortak olamadı. Bir zamanlar sahalarda fırtına gibi esen Mirsad, yaşının da etkisiyle artık eski günlerinden çok uzaktı.


Bu da Siena'nın maskotu.


Ve skor. Üzücü ve heyecandan yoksun bir maç oldu ama Barselona'dan gelen haberle Fenerbahçe, bir üst tura Siena'nın ardından ikinci sırada çıkmayı garantiledi.

Saturday, December 18, 2010

Neve a Roma ( Roma'da Kar )


Muzicons.com
Roma, kışların çok soğuk geçtiği bir şehir değil. Öyle ki, geçtiğimiz yıl şehre 25 yıl aradan sonra ilk kez kar yağmış. Ancak şansımıza, oldukça soğuk geçen birkaç günün ardından bugün öğlen saatlerinde Roma'da yeniden kar yağdı ve ben bu duruma çocuklar gibi sevindim. Gözümün önünde küçük periler gibi uçuşan kar taneleri beni o kadar mutlu etti ki gözlerimden bir kaç damla yaş döküldü.

Nedendir bilmem, kar her zaman ayrı bir mutluluk vermiştir bana. Tamam, çocukken sabah uyanıp etrafı bembeyaz gördükten sonra okulların tatil olduğu haberini almak inanılmaz bir mutluluktu. Fakat lapa lapa yağan karın altında yürüyüş yapıp düşüncelere dalmak da bambaşka bir tad. Bu nedenle Roma'da bir kaç saatliğine de olsa yağan karın keyfini çıkartmaya çalıştım.



Repubblica meydanındaki fıskiyede yer alan heykeller buz tutunca ortaya çok hoş bir görüntü çıkmıştı.








Bu fotoğraf geçen seneki kar yağışına ait..

Salına salına düşen kar taneleri bana edebiyat derslerinden tanıdığımız Cenap Şehabattin'in Elhan-ı Şita (Kış Ezgileri) adlı şiirini hatırlattı ve kısa bir araştırma sonrasında şiiri ve sadeleştirilmiş halini buldum. Lapa lapa yağan kar, gerçekten de insana şiir yazdıracak kadar muhteşem bir güzellik...


ELHAN - I ŞİTA
( Kış Ezgileri )

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
(Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,)
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
(Eşini kaybeden bir kuş gibi kar)
Gibi kar
(Gibi kar)
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar..
(Geçen ilkbahar günlerini arar)
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu,
(Ey kalplerin divane şarkısı)
Ey kebûterlerin neşideleri,
(Ey güvercinlerin şiirleri)
O baharın bu işte ferdâsı
(O baharın bu işte yarını)
Kapladı bir derin sükûta yeri (Kapladı bir derin sessizliğe yeri)
Karlar
(Karlar)
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
(Ki sessizce arasıra ağlar)
Ey uçarken düşüp ölen kelebek
(Ey uçarken düşüp ölen kelebek)
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
(Bir melek kanadının beyaz püskülü)
Gibi kar
(Gibi kar)
Seni solgun hadîkalarda arar.
(Seni solgun bahçelerde arar.)
Sen açarken çiçekler üstünde
(Sen açarken çiçekler üstünde)
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
(Ufacık bir çiçekli yelpâze,)
Nâ'şun üstünde şimdi ey mürde
(Cansız bedenin üstünde şimdi ey ölü)
Başladı parça parça pervâze
(Başladı parça parça altın kırıntıları)
Karlar
(Karlar)
Ki semâdan düşer düşer ağlar!
(Ki gökyüzünden düşer düşer ağlar!)
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
(Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar ;)
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
(Küçücük, beyaz başlı baykuşlar)
Gibi kar
(Gibi kar)
Sizi dallarda, lânelerde arar.
(Sizi dallarda, yuvalarda arar.)
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
(Gittiniz, gittiniz siz ey kuşlar,)
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
(Şimdi boş kaldı baştan başa yuvalar ;)
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân! -
(Yuvalarda -feryat etmeyen yetîm-)
Son kalan mâi tüyleri kovalar
(Son kalan mavi tüyleri kovalar)
Karlar
(Karlar)
Ki havada uçar uçar ağlar.
(Ki havada uçar uçar ağlar.)
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
(Ey kış göğü, elinde yığın yığındır)
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter..
(Yasemin yaprağı, güvercin kanadı, ıslak bulut..)
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
(Dök ey gökyüzü -doğanın canlılığı uykudadır-)
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
(Siyah toprağın üstüne katışıksız çiçekler!)
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -
(Her ağaçlık yer şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -)
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid..
(Bir gölge yığını ve siyah renkli ve ümitsiz)
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
(Ey kış göğünün eli, durma, durma, çek.)
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
(Her ağaçlığın üstüne bir beyaz örtü!)
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
(Göklerden emeller gibi dökülüyor kar)
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
(Her mutlu hayalim gibi koşarak düşüyor kar)
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
(Sessiz bir rüzgar tüylü bir kanatta uyuklar)
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,
(Yolunda durur bir aralık sonra uçarlar,)


Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
(Soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçışarak)
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân
(Bazen uçmada tüyler gibi, bazen dökülmede)
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
(Karlar, sessizliğin dualarının bütün nağmeleri)
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.
(Karlar, ruhların bahçelerinin çiçekleri)
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
(Dök siyah toprak üstüne, ey göğün eli dök.)
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
(Ey göğün eli, izzetin eli, kışın eli, dök :)
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
(Bahar çiçekleri yerine beyaz kar)
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi...
(Kuşların nağmeleri yerine ümidin suskunluğunu...)


Thursday, December 16, 2010

Roma Metrosunda Bize Özel Mini bir Konser

  "Metro müzisyenleri "  Roma'da metroyla yolculuk yapmayı gerçekten çok keyifli hale getiriyorlar. Çünkü bu müzisyenler sayesinde varacağım yere harika parçalar dinleyerek gidiyorum. Bu arada onlara müzisyen dediğime bakmayın, sanatçıyım diyerek geçinen birçok kişiyi ceplerinden çıkarırlar!


Bugün de metroda onlardan birisini gördüm. Elindeki gitarıyla Elvis Presley'in Jailhouse Rock parçasını hem çalıp hem de söyledi. (şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz) Şarkıyı bitirdiğinde de kovboy şapkasıyla yolculardan bahşiş topladı. Performansını o kadar beğendim ki neredeyse cebimdeki bütün parayı adamın şapkasına boşalttım.  O da bu cömertliğim karşısında bana ve oğluma mini bir konser vererek keyifli bir yolculuk yapmamızı sağladı. 


Roma metrosunda mini bir konser from Seyyar Dünyam on Vimeo.

 ( Videoyu izleyemeyenler lütfen yazsın )

Not: Bu şarkıyı bilen ya da İtalyanca sözlerini anlayan birisi var mı?

Wednesday, December 15, 2010

GÖÇEBENİN MUTFAĞI "BROKOLİ SALATASI " İLE AÇILIŞINI YAPIYOR






 BROKOLİ SALATASI

Malzemeler:

  • Bir tane brokoli
  • İki tane orta boy havuç
  • Bir tane tatlı patates ( Ya da iki tane orta boy normal patates)
  • 5-6 tane küçük boy turp
  • 6-7 dal maydanoz
  • Sarımsak
  • Taze zencefil
  • Zeytinyağı 
  • Limon
  • Tuz
Hazırlanışı:

  • Brokoli ve parmak şeklinde doğranan havuçlar, içerisine bir kaç damla zeytinyağı ve limon suyu eklenmiş kaynayan suya haşlanmak üzere  bırakılır. 3-4 dakika sonra da yuvarlak olarak kesilen patatesler eklenir. 
  • Yaklaşık 8-9 dakika sonra sebzeler kontrol edilip, haşlandıklarından emin olunduğunda ocaktan alınıp, suyu süzülür. ( Sebze suyunu sakın dökmeyin, daha sonra kullanacağız)
  • Haşlanan sebzeler, zeytinyağı ile tavada bir- iki dakika sotelenir.
  • Ayrılan  sebze suyuna  maydanozlar ilave edilip, iki üç dakika  kaynatılır.
  • Yumuşayan maydanozlar bıçakla küçük küçük doğranır.
  • Arzu edilen miktardaki zeytinyağının içine maydanoz, limon, tuz ve daha önce rendelediğimiz zencefil, sarımsak da ilave edilip iyice karıştırılır.
  • Hazırlanan sos, sebzelere ilave edilip, karıştırılır. 
  • Karışım servis tabağına alınıp, ince ince kesilen turplarla süslenir.
Afiyet olsun.

NOTLAR:

  • Sebzeleri haşlarken tencerenin kapağı kapatılmazsa brokolilerin daha yeşil kalmaları sağlanır.
  • Sebzeler haşlandıktan sonra soğuk suya tutulmaması gerekir.
  • Artan sebze suyu dökülmeyip, sebze çorbası yapılarak değerlendirilebilir.
  • Arzu edilirse sebzelere karnabahar ve börülce de eklenebilir.
  • Taze fesleğen ile hazırlanan domates sosuyla bu salatanın lezzetine lezzet katılabilir.

Sunday, December 12, 2010

NAVONA MEYDANI'NDA NOEL PANAYIRI

Geçtiğimiz Çarşamba gününün İtalya'da dini tatil olmasından yararlanarak, kendimizi noel panayırının kurulduğu Navona Meydanı'na attık. Özellikle müzisyenler, illüzyonistler ve diğer sokak sanatçılarıyla ünlü olan bu meydan, panayır nedeniyle daha da canlanmıştı.





Panayırda kurulan hediyelik eşya stantlarında satılan en popüler hediyelerden birisi bu sevimli cadılar. Alkış ve benzeri yüksek seslere tepki vererek tepinmeye ve "nihahaha " şeklinde çığlık atmaya başlıyorlar, ayrıca gözlerinden de kırmızı ışık çıkıyor. Hal böyle olunca bizim ufaklığı yanlarından ayırmak zor oldu.








Tango yapan parmak kuklalar. 


Ve ustaları..



Bunlar da el kuklaları. Sıralanış şekilleri ve ışıklandırma sayesinde harika bir fotoğraf veriyorlardı. 




Panayır büyüklere de hitap etse de aslında çocukların eğlenmesi için kurulmuştu. Her çocuğun çok sevdiği elma şekerleri, oyuncaklar, pamuk şekerleri, balonlar, kuklalar, hatta atlı karınca bile vardı.


 Bu da beyaz atlı prensim oluyor :)


Roma'nın hemen her yerinde canlı heykellere rastlamak mümkün.Ama  bu  "suratsız"a ilk kez rastladık :)