Related Posts with Thumbnails

Monday, March 8, 2010

UGANDA

Uganda Ekvator Gördüğüm ilk Afrika ülkesi olan Kenya'nın Sahra Altı Afrika standartlarına göre görece kalkınmış bir  ülke olması, Nairobi'nin ise "Doğu Afrika'nın Paris'i" olması nedeniyle televizyonlarda gördüğüm fakir Afrika tablosuna aslında ilk kez Uganda'da şahit  olduğumu söyleyebilirim. Başkent Kampala'ya vardığımızda, şehirde sadece bir kaç gün elektrik olduğundan jeneratörü olmayan dükkanların mumlarla aydınlatıldığını  gördüğümde,  Nairobi'de  iken Afrika'nın zorluklarından bahsedip hayıflanmanın burada yaşayanlara  haksızlık olduğunu düşündüm.

Daha da önemlisi, burada salgın hastalıklar Kenya'ya, en azından Nairobi'ye oranla daha yaygın. Örneğin Kampala'nın rakımının Nairobi kadar yüksek olmaması, ayrıca sivrisineklerin Victoria gölü çevresinde bulunan bataklıklarda rahatça üreyebilmesi nedeniyle sıtma bu bölgede yaygın bir biçimde görülüyor. Biz sıtmaya karşı önlemlerimizi alsak da Kampala'da yaşayanlar aslında bu hastalığı çok fazla önemsemiyorlar. Zira burada yaşayan bir Türk'e "sıtmadan korunmak için ne yapıyorsunuz?" diye sorduğumda "göl kenarında yaşadığımız için zaman zaman sıtma oluyoruz ama ilacını alınca geçiyor, alıştık artık" cevabını aldık.

Tüm bu olumsuzluklara karşın Kampala'da güvenlik Nairobi'den iyi olduğu için sokaklarda rahatça gezebilme fırsatı bulduk. Bu gezinti sırasında aklımda en çok kalan tablolar yol kenarında mangalların üzerinde közlenen mısır ve kasavalar, bisikletlerinin arkasında bisikletin neredeyse 3 katı büyüklüğündeki yeşil muzboda boda2 salkımlarını taşıyan gençler, bodaboda adlı motosiklet taksiler ve tenekeden yapılmış dükkanlar. Bunlar arasında en dikkat çekici olanı ise sacdan yapılmış, aslında stant diyebileceğimiz bir yerde et satan, buzdolabı bile bulunmayan "hygenic butcher" (sıhhi kasap) ibareli kasaptı. Hani fotoğrafı derseniz, hiç sormayın, Uganda fotoğraflarımın önemli bir kısmı bir bilgisayar teknisyeninin hatası nedeniyle kayıplara karıştı, bu da onlardan biriydi :( Ama yazının en alt sağında yer alan fotoğrafta etlerin açıkta satıldığı bir kasabı görebilirsiniz.

Bodaboda kelimesi aslında İngilizce "border-to-border"dan (sınırdan sınıra) geliyor (yerli halk bu kelimeleri ingiliz ingilizcesiyle öğrendiği için -r'leri -ğ olarak telaffuz ediyorlar, bu nedenle border-to-border'ın bodaboda'ya dönüşmesi de oldukça kolay olmuş tabii). Kenya Uganda sınırı arasında gidip gelen önceleri bisiklet, daha sonra ise motosiklet taksilerin sahipleri iki sınır arasında gidip geldikleri için müşteri toplamak üzere "border-to-border" manasına bodaboda diye bağırırlarmış. İsim de buradan gelmiş. Bodabodaları ilk gördüğümde onları motosikletli kapkaççılar zannetmiştim. Zaten daha sonra da kendileriyle nahoş bir tecrübe yaşadık. Kiraladığımız arabanın şoförüne ve araç kiralama şirketinin yetkilisine defalarca arabanın deposunun dolu olmasını  söylememize ve bunun için gerekli parayı da vermemize rağmen ülkeye Kenya'dan gelen benzin çok pahalı olduğu için arabanın deposu yine doldurulmamıştı ve bu nedenle alakasız bir yerde yolda kaldık. Şoför benzin almak için gittiğinde arabadan inerek biraz dolaşmak istedik ve tam da hava kararmak üzereyken bir dolu boda boda etrafımızda hızla dönmeye başladı. Niyetlerinin kötü olmadığını, kendilerince müşteri kapmaya çalıştıklarını sonradan öğrendik ama yaptıkları oldukça korkutucuydu. Allah'tan etraftakiler müdahale etti de bir sorun çıkmadan dağıldılar.

Diğer yandan alışveriş yaparken  satıcıların bize pek  yüz vermemelerine dayanarak Ugandalıların çok arkadaş canlısı olduklarını söyleyemeyeceğim. Başlangıçta size ürünün 3-4 katı fiyat söylüyor olmalarına rağmen Nairobi'deki satıcılarla tatlı dille pazarlık yapmanın eğlenceli bir yanı vardır.  Oysa Ugandalı satıcılar bir fiyat söyleyip sonra ne kadar şirinlik yaparsanız yapın fiyatı gıdım indirmediler ve bu da bizim küsüp gitmemize sebep oldu. Belki bunun nedeni Uganda'da Kenya'daki kadar beyaz yaşıyor olmamasıydı.

Alışveriş faslı sırasında öğrendiğimiz bir diğer gerçek ise Kenya ve Tanzanya'da resmi dil olan Swahili'nin Uganda'da pek geçerli olmadığı idi. İlginç bir şekilde Swahili Uganda'da hırsızların dili olarak biliniyormuş, zaten güvenlik sorunu nedeniyle Nairobi'nin bölgedeki nicki de Nairobi ile İngilizce soygun anlamına gelen robbery kelimelerinin birleşiminden oluşan Nairobbery. kampala

Uganda ekonomik açıdan Kenya'dan çok daha geri bir ülke. Sanırım bunda bölgenin girişimci gücünü temsil eden Hintlilerin İdi Amin tarafından gördüğü bir rüyada "Tanrı'nın kendisinden onları kovmalarını istemesi" üzerine ülkeden gönderilmesinin, ayrıca yine bu dönemlerde yaşanan istikrarsızlıkların önemli bir rolü var. Benim açımdan Uganda ekonomisinin Kenya ile farkını anlatan küçük bir olay aktarayım. Uganda'nın iklimi Kenya'ya benzer özellikler taşımasına rağmen Kampala'da kesme çiçek bulabilmek için saatlerce uçakla Kenya'dan gelecek çiçekleri bekledik. Kenya AB'nin en büyük kesme çiçek ihracatçısıyken Uganda'nın da bu sektörden önemli bir gelir elde etmemesi oldukça düşündürücü. Benzer bir biçimde çay, tropik meyvelerin işlendikten sonra ihraç edilmesi gibi konularda da Uganda istediği gelişmeyi kat edebilmiş değil. Oysa hayatımda yediğim en tatlı ananasın, görenleri boyutuyla ve nispeten kötü kokmasına rağmen kendine özgü güzel tadıyla şaşırtan  Jack Fruitin  yetiştiği bu ülke tarımsal açıdan oldukça büyük bir potansiyelMatokee barındırıyor.

Ne yazık ki bu potansiyeli kullanmak için gerekli insan kaynağı Uganda'da henüz mevcut değil. Eşimin kısa iş tecrübesinden edindiği izlenime göre Ugandalıları çalıştırmak Kenyalılara oranla çok daha zor. Her şeyden önce İngilizceleri çok daha kötü ve siz onlara bir talimat verdiğinizde anlamasalar dahi okay okay diyerek sizi yanıltabiliyorlar. Bu durumda işlerin nispeten yolunda gitmesi için yapılması gereken yegane şey koca koca adamlara eşimin kullandığı askeri tabirle "emir tekrarı" yaptırmak yani çalışanla aranızdaki diyaloğun şu şekilde cereyan etmesi gerekiyor:

- Anladın mı?

- Anladım.

- Ne anladın ?

- ....

- Sen söyle bakalım anladın mı? vs...

Bu tarz bir yaklaşım ilk başta üzücü ve aşağılayıcı da gözükse "fool proof" çalışmanın yolu bundan geçiyor sanırım. Burada yaşayanlar başkaca teknikler de geliştiriyorlardır mutlaka.

Bu fasla konuyla ilgili olarak Uganda'da yaşayan bir Türk'ten duyduğum ilginç bir kaç hususu aktararak son vereyim. Ugandalıların iş disiplini ve zamanlama anlayışı diğer Afrikalılara benzer bir biçimde pek iyi değil (Kenyalılardan kesinlikle daha kötü). Örneğin sabah 10'da uçağınız var ve şoförü sizi 8'de almak üzere görevlendirdiniz. Şoför geçerli bir neden olmaksızın saat 9.00'da geliyor. Siz haliyle bir dolu sitem ediyorsunuz nerede kaldın senin yüzünden uçağı kaçıracağım vs. diye. Şoför ise cevaben "sorry" diyor ve konu onun açısından kapanmış oluyor. Siz ona çıkıştıkça da onda suçluluk duygusu vs. oluşmuyor. Daha çok bu zengin, burnu havada beyaz gariban bir Afrikalıyım diye beni hor görüyor diye düşünüyor. Temel eğitim eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğüm bu durum buralarda iş yapmak isteyen insanlar için hakikaten ciddi bir sorun haline gelebiliyor. Yanınızda çalışan herkese bazı şeyleri ta en başından anlatmanız, bu kişileri sabırla eğitmeniz gerekiyor. (Bu arada Etiyopyalılara benzer bir biçimde Ugandalıların zaman anlayışları aslında gerçekten de bizden farklı. Zira onlar için 00:00 sabah 6 demek. Bu nedenle bizim saatle 13:00 onlar için saat 7:00 demek. Aslında bizimkinden daha mantıklı değil mi? Gün güneş doğunca başladığına göre saat de öyle olmalı :) )24.The source of the Nile

Uganda'ya turistik amaçla gelmediğimiz için buradaki her turistik fırsatı maalesef değerlendiremedik. Ama  Uganda'da neler yapılabilir derseniz cevabım: Ekvator çizgisine gitmek, Nil'in doğduğu yere (Jinja) gitmek ve Gorilleri görmek üzere safari yapmak. Bunlardan en ilginci sanırım goriller. Zira ekvator çizgisi zaten sanal bir şey :) Nil'in doğduğu yer deyince de öyle dağlardan suların fışkırdığı bir yerden filan bahsetmiyoruz. Küçük şelalelerin bulunduğu bir akarsuda sizi tekneyle yerden suların kaynadığı bir yere getiriyorlar ve budur diyorlar, siz de hmm diyorsunuz :)

Son bir not, İdi Amin'i anlatan The Last King of Scotland" filmini izlemenizi hararetle tavsiye ederim. İdi Amin'i canlandıran Forest Whitaker bu filmle en iyi erkek oyuncu Oscar'ını almıştı..

Desktop1

kampala streets Entebbe road shops