Related Posts with Thumbnails

Saturday, June 5, 2010

Kenya'ya veda..

 

tunne-nairobi-airport 

İnsan kısa süre de olsa yaşadığı yerlere, hiç konuşmasa da hergün durakta karşılaştığı “tanıdık yabancılara”, evindeki eşyalara, kısacası birlikte yaşadığı her şeye belirli bir bağlılık duymaya başlıyor bir süre sonra. Bizimki gibi seyyar bir hayata sahipseniz, bu durum hayatınızın en acı gerçeklerinden biri oluveriyor. Nasıl olur da bahçeme diktiğim hanımelinin büyüdüğünü görme şansım olmaz, nasıl olur da günde bir kaç kez o mahcup ve gariban halleriyle kocaman gülümseyerek bizlere selam veren Afrikalı görevlileri bir daha göremem, nasıl olur da yeni kazandığım ama çok benimsediğim dostlarımı bir kez daha bırakıp giderim. Evet sıkıntılı zamanlarımız da oldu. Yollarda özgürce yürümeyi özlediğimiz, bir sürü işin ağır aksak yapılması nedeniyle şikayet ettiğimiz, güvenlik bozulduğunda vakit gelse de sağ salim dönsek artık dediğimiz çok zaman oldu. Ama her şeye rağmen Afrika’yı sevmiştik. Ne de olsa Nairobi bizim ilk evimiz, biricik oğlumuzun doğum yeriydi. Ama oradaki 2 yılımız çabucak bitivermiş, ayrılık vakti bir kez daha gelip çatmıştı. Bir kez daha değer verdiğimiz şeyleri yanımıza  alıyor, bir çok şeyi taşımak zor olduğu için atmaya bahane arıyor ama ayrılacak olmanın hüznünü içimizden atamıyorduk.

Bu satırları yazarken bile gözümün önüne geliyor evimiz, bahçemizin manzarası, sabahları cıvıl cıvıl öten kuşlar. Lakin bir göçebenin hayatı heyecanla dolu olduğu kadar dramatik de. Belki geride kalmak yerine gidenler olduğumuz için şanslıyız ama her gidişimizde geride bıraktığımız birer ben de yok mu sanki. Bize el sallayan, orada bıraktığımız bir ben. Dostlardan ayrılığı saymıyorum bile, bazen aklıma gelince göz yaşlarıma engel olamıyorum. Ne çok yaşantı ve dost geride, uzaklarda kaldı. Oysa hiç ayrılacak gibi yaşamıyorduk...

Taşınma stresi ve koşturmacası duygularımızı bastırmaya ve ertelemeye yardımcı olduysa da ayrılık günü gelip çatmış, içimizi tarifsiz bir hüzün kaplamıştı. Oysa sevinçli olmalıydık. Önce nispeten kısa bir süre için Malta’da, ardından da “sonsuzluk şehri” olarak bilinen, Batı medeniyetinin beşiği, İstanbul’un ikiz kardeşi Roma’da yaşayacaktık. Her şeyimizi toparlamış, gidişimiz nedeniyle veda davetleri veren dostlarımızla son kez bir araya gelmiştik. Gece yarısı tam havaalanına doğru yola çıkarken, Nairobi’deki en iyi arkadaşlarımız, küçük çocuklarını uykusuz bırakmak pahasına bize sürpriz yapmış ve hüznümüzü hem dağıtmış, hem de pekiştirmişlerdi.

Kara kıtayı, bir gün mutlaka geri döneceğiz diyerek işte böyle hüzünlü bir şekilde terk ettik. Şimdi sırada bambaşka güzellikler ve bambaşka fırsatlarla önce kısaca Malta, sonra da Roma var...