Related Posts with Thumbnails

Thursday, November 18, 2010

UZUN BİR ARADAN SONRA MERHABA

Yaklaşık iki aydır ne yazık ki seyyar dünyamda hiç yazı yayınlayamadım. Bu nedenle herkesten özür dilerim. Ama geçerli sebeplerim var inanın. Türkiye’de tatilde iken küçük bir dikkatsizlik sonucunda ayak başparmağımı kırdım ve ayağım dizime kadar alçıya alındı. Hal böyle olunca neredeyse üç hafta boyunca Roma’daki evimizden dışarı çıkamadım. Sonrasında ise bilgisayarıma bulaşan amansız virüs nedeniyle blogger hesabıma evden ulaşamamaya başladım.

Tüm bunlar olurken blogumun doğum günü de geldi de geçti bile. Evet ilk yazımı yayınladığım gün dün gibi aklımda. Eşime blog yazmayı istediğimi söylediğimde “insanlar yazdıklarını neden merak edip okusunlar ki ?“ diyerek hevesimi kırmasına rağmen blog hesabımı açıp ilk yazımı 26 Ekim 2009 tarihinde yayınlamıştım. Zaman içerisinde zorla okuttuğum arkadaşlarım ve ailem dışında daha önce tanımadığım kişiler de blogu okumaya, yani bir nevi hayatımıza dâhil olmaya başladılar.

Roma’da keşfettiğimiz güzellikleri, lezzetleri yazmadan önce seyyardunyam@ymail.com adresine gelen bir e- maili paylaşmak istiyorum sizinle. Nedeni ise Ümit Bey’in bana bir kaç tane oldukça felsefi soru sorması. Sorular bu denli derin ve bir o kadar da önemli olunca cevapları da bloguma yazmak ve böylece bu sorulara sizin ne cevap vereceğinizi öğrenmek istedim. İşte Ümit Bey’in soruları ve benim cevap denemem:

"…Nasıl bir duygu oraları gezmek? (Ki blogunuzda belirtiyorsunuz ama ben gördüklerinizi sormuyorum, yaşayan bir varlık olarak değerlendirin. Nasıl etkiledi hayatınızı, neydiniz ne oldunuz?). Bu geziler sizi sizden uzaklaştırıyor mu yoksa daha mı yakınlaştırıyor? Bir şarkı duyup içinde kayboldunuz mu? Bambaşka bir ülkede kendi şarkınızı keşfettiniz mi? Peki ya hayal gücünüz? Ona neler oluyor gezerken, insanlarla konuşurken? Onları nedensiz sevebiliyor musunuz? Peki onları anlayabiliyor musunuz? "

Aslında çok fazla gezdiğimi söyleyemem. Belki benim tecrübemi çok gezenlerden ayıran, bulunduğum yerlere kısa süreli olarak gitmek yerine oralarda yaşıyor olmak. Bunun getirdiği en büyük farklılık ise bulunduğunuz yerlerde karşınıza çıkan olumsuzlukları daha çok önemsemeniz. Ne de olsa turist olarak gittiğiniz bir ülkede örneğin trafiğin berbat olması veya çeşitli hizmetlerin yavaş ve kalitesiz olması sizi çok rahatsız etmez. Bu tarz sorunlardan bir kısmının farkına bile varmazsınız. Bu çerçevede aslında farklı ülkeleri gezmeyi, farklı ülkelerde yaşamaya tercih ederdim.

Başka ülkelerde yaşamak hayatımda neleri değiştirdi?

Çok okuyan değil çok gezen bilir derler. Bu meyanda ben de bir kültürlendim, bir erdemlendim ki sormayın dememi bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Bana sorarsanız önemli olan fiziki olarak yaptığınız yolculuklar değil kendinize yaptığınız yolculuklar. Tamam belki bu cümle çok beylik oldu ama gerçekten de gezdiğiniz, yaşadığınız, bulunduğunuz yerlerin size bir şeyler vermesi ancak sizin almak istemeniz halinde mümkün. Yoksa özellikle televizyon, internet vb. imkânlar sayesinde kendi içinize kapanıp, yabancı bir ülkede yaşadığınızı unutmanız bile çok kolay.
Sanırım farklı ülkelerde yaşamanın bende neler değiştirdiğini tam olarak anlamak ancak Türkiye’ye döndüğümüzde mümkün olacak. Bana ne tür alışkanlıklar kazandırdığını, günlük hayatımda, daha da önemlisi düşünce yapımda neleri değiştirdiğini ancak o zaman anlayabileceğim. Şu anda fark edebildiğim birkaç şey tabii ki var. Öncelikle daha hoşgörülü, farklı kültürlere daha açık bir insan haline geldiğimi söyleyebilirim. Ayrıca ülkemin kıymetini daha çok anladım. Zira karşılaştığımız en küçük olumsuzlukta bile “burası Türkiye” demesini çok seviyoruz. Oysa birçok bakımdan gayet gelişmiş bir ülkemiz olduğunu söyleyebilirim. Örneğin bankacılık sistemimiz süper. Gelişmiş bir ülke olarak nitelendirilen İtalya ile kıyas bile kabul etmez. Örnekler çoğaltılabilir..
Ve kısa kısa diğer sorulara cevaplar:

- Neydiniz, ne oldunuz? Öncelikle matematiksel bir değişiklik oldu: ikiydik, üç olduk :) Onun dışında ne olduğumu epeyce düşünmem lazım..
- Peki ya hayal gücünüz? Ona neler oluyor gezerken, insanlarla konuşurken? Onları nedensiz sevebiliyor musunuz? Peki onları anlayabiliyor musunuz?

Hayal gücünüz tabii ki çok genişliyor çünkü yeni yaşantılar repertuarınızı oldukça zenginleştiriyor.

İnsanları nedensiz sevebilme yetim sanırım önceden de vardı. O insanın Türk veya yabancı olması çok da önemli değil. Peki ya insanları anlayabiliyor muyum? Sanırım evet. Aksi takdirde yabancı bir ülkede yaşamak insan için bir işkence haline gelir zaten. Düşünce/hareket tarzlarını her zaman tasvip etmeyebilirim ama neyi neden yaptıklarını anlamak zorundayım.

Peki Ümit Bey’in sorularına sizin cevaplarınız neler?