Related Posts with Thumbnails

Saturday, December 10, 2011

ÖRÜMCEK ZEHRİNİN PANZEHİRİ TARANTELLA DANSI

Lütfen bu yazıyı TARANTELLA DİNLE yerek okuyun.

Güney İtalya'da geleneksel bir dans türü olan tarantella, 15.- 17. yy arasında  İtalya'yı tabiri caizse kasıp kavurmuş. İtalyanlar, bu dansın tarantula adlı örümceğin sokmasıyla ortaya çıktığına ve sokulanların ancak bu dansı yaparak iyileşebileceğine inanıyorlarmış. Zaten gerek tarantella dansının gerek  tarantula örümceğinin adı İtalya'daki Taranto kentinin adından türetilmiş.

Bir nevi terapi dansı olan tarantellayı icra edenler renkli kıyafetler giyip, kırmızı kurdeleler takıyorlar. (Hastaların renklere verdikleri tepkilerden dolayı) Amaç dans edip, şarkı söyleyerek örümceğin zehrini ter ile atmak. Harry Potter'da da  " Tarantallegra Büyüsü " vardı.  Bu büyü, kişinin bacaklarının kontrolsüz biçimde hızla hareket etmesine neden oluyordu, tıpkı tarantella dansında olduğu gibi. Merak edenler bu dansı   BURADAN izleyebilirler.

Ayrıca İtalya'da halen tarantellayı çok yaygın olarak kullanıyorlar. Düğünlerde, partilerde, eylemlerde...Godfather filmini izleyenler hatırlayacaklardır. Filmin ilk bölümündeki düğün sahnesinde tarantella çalınıyordu .

Araknofobisi olan arkadaşlar, belki bu müzikle tarantulaları sevmeye başlarlar, ne dersiniz?  

Friday, December 9, 2011

YH 'nin Dünyası



Bisiklete binmeyi çok seviyor. O bisikletine binerken ben de paten kayıyorum.  Yalnız bu sefer onun kaskını evde unutmuşum.



 YH uyumadan önce hayali yıldızları ve ay dedeyi gökyüzünden toplayıp birlikte uyumak için yastığının yanına koyuyor. Yıldızları bu kadar çok seven bir çocuk için de en güzel şey   kendi elleriyle yaptığı yıldızlı kurabiyeleri yemek oluyor.  Allah'tan bunları yatağa getirmeye kalkışmıyor.  Yoksa rüyamızda zencefilli yıldızlar, ayıcıklar kovalarlar bizi :) Bu arada nedendir bilinmez  " 2 " rakamını  sevmiyor bu yüzden 1345678910 diyor. 



 YH'nin en çok sevdiği sayı 3,  renk ise mor. Belirtmeliyim ki durumun benimle hiç mi hiç alakası yok. O moru çok sevdiği için benden önce koşup,giymem için mor ayakkabılarımı alıyor. Bir de annemin ördüğü mor bereyi :) Annem şimdi bereyi giydiğimi görünce nasıl mutlu olmuştur. Tekrar eline, gözüne, emeğine sağlık annecim:)

Wednesday, December 7, 2011

CEVAT KELLE ROMA'DAN BİLDİRİYOR!

Geçen hafta sıkıntılı bir zamanımda blog üzerinden evrene mesajlar gönderip, sürecin çarçabuk bitmesini dilemiştim. Hatta eğer o gün mutlu olarak uyursam hayattan aldığım dersleri buraya yazmaya söz vermiştim.

Zor zamanlardı. İlk haberin yayınlanma süreci, teknik aksaklıklar, uymayan  görüntü formatları, virüslü bilgisayar, silinen programlar...İşin teknik kısmı aslında o kadar çetrefilli değil (miş). İşe Roma'dayken başladığım için ve bu süre zarfında Türkiye'ye de gitmediğim için her şeyi kendi kendime öğrenmek zorunda kaldım. Gerçekten sancılı bir dönemdi. Tek dert haberi yazıp, çektiğin görüntüyü göndermek olsa keşke ama değil. İşin asıl önemli bölümü, haberin metnini yazmak daha sonra görüntüyü habere uygun olacak şekilde kesip biçmek, sonra da tüm bunları uygun formatta kanala göndermek. İlk haberimde mesela görüntünün bazı bölümlerinde ses yoktu. Neyse ki bitti, artık teknik kısmı az çok çözdüm diyebilirim.

Ama işin zor olan başka bir boyutu daha var. Haber yapmaya 32 aylık oğlumla birlikte gitmek gibi mesela! Sırtımda kamera, tripod, öbür kolumda oğlumun çantası, çantasının içinde meyveleri, yemişleri, yedek kıyafetleri diğer tarafta bebek arabası... Anlayacağın tam teçhizatlı kameraman Cevat Kelle gibi haber yapmaya gidiyorum, sevgili okur.

Zor  hem de çok zor. Ama bu zorlukların içerisinde eğlenceli anlarımız da olmuyor değil. Mesela, Başbakanlık binasının önünde eylem yapan insanları çekiyordum. Kucağımda kamera, yanımda YH ile haber yapmaya çalışırken İtalyanlara haber olduk. Bir baktım eylemciler, bizim ufaklığın eline de düdük tutuşturmuşlar, bizimkisi de onlarla birlikte bağırıp, düdük çalıyordu. Keşke bu anlarımızın bir fotoğrafı olsaydı. Elimdeki görüntülere baktığımda, sadece şunları bulabildim. 




       5. sn de YH'nin elindeki düdüğü bana göstermek istemesiyle haber mundar oldu :)


                 
                                        Acıkan YH'nin  " mama mama "  müdahalesi

Öyle işte sevgili okur. Yorucu bir dönem geçiriyorum. Bir taraftan bu işi öğrenmeye, diğer taraftan da ders çalışmaya çalışıyorum. Bunları yaparken de YH'nin vaktinden çalmamaya özen gösteriyorum. Bu yüzden ya o uyurken ya da geceleri çalışıyorum. Bir bakıcı bulsaydınız? diyenler olabilir. Hemen bilgi vereyim; tamam çalışmayı çok istiyorum ama iyi bir anne olmak dışında hiçbir şey umurumda değil. Ben ne iş yaparsam yapayım bu YH'nin iyi yetişmesinden daha önemli olmayacak. Benim için dünyanın en en en değerli varlığını, yurt dışında yaşayan biri olarak emanet edecek birini bulamadım! Hiç tanımadığımız birine arabamızı, evimizi hatta çantamızı bile  vermezken söz konusu insanın çocuğuysa bu kadar seçici olma hakkına sahip olduğumu  düşünüyorum.

Eskilerin eskimeyen bir sözü vardır,  "Kendi düşen ağlamaz " diye. Madem hem çalışmak hem de YH'ye bakmak istiyorsam biraz yorucu da olsa tüm bunların üstesinden geleceğim. Şimdiye kadar Vatikan Büyükelçiliği himayesinde sergi açan fotoğraf sanatçısı Filiz Kutlar ile daha sonra Roma'ya gelen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır ile röportaj yaptım. En son da Ferzan Özpetek'in de katıldığı Gazeteci- Yazar Zeynep Oral'ın  " Tutkunun Romanı Leyla Gencer " kitabının tanıtımına katıldım ve Zeynep Oral ile kitabı üzerine konuştuk. Aşağıdaki videoda Zeynep Oral ile yaptığım röportajın küçük bir bölümü de yer alıyor.






Bu arada Reha Erus ile bu kitap tanıtımında tanıştım. Ona " Sizden sonra ben devraldım bu işi  " dediğimde   " Daha dur,  ben hala Roma'dan bildirmeye devam ediyorum " dedi. :)

Gelelim bu süreçten neler öğrendiğime. Birincisi; YH'nin babasının sözünü dinlemenin ( en azından arada sırada:)) yararıma olacağını öğrendim. Özellikle teknolojiyle ilgili konularda. Adam bu konuda benden daha iyi kabul etmem gerek.

İkinci öğrendiğim şey ise, insan bir şeyi  gerçekten çok istiyorsa ona mutlaka sahip olduğu. İstemek ama öyle lafla  değil  gönülden istemek. Böyle olunca başka bir şeye gerek kalmıyor çünkü istemek yeteri kadar planlı bir iş zaten.

Sunday, December 4, 2011

Bakın Burada Kim Var?