Related Posts with Thumbnails

Friday, February 17, 2012

ROMA USULÜ ENGİNAR ( Carciofi Alla Romana )




Malzemeler :

  • İnce yapraklı enginar
  • Zeytinyağı
  • Sarımsak
  • Limon 
  • Maydonoz
  • Tuz
Hazırlanışı:

  • Enginarların kalın yapraklarını soyup, yıkayın. Ama sapını koparmayın.
  • Enginarları ortadan ikiye kesin. Eğer varsa ortadaki tüylü kısmı alın ve tencereye yerleştirin.
  • Her yarım enginar için tencereye bir küçük kahve fincanı su, bir yemek kaşığı zeytinyağı, çok küçük bir diş sarımsağın yarısını  ve bir kaç damla limon suyu ekleyin.
  • Enginarlar yumuşayıp, suyunu çekene kadar kısık ateşte pişirin.
  • Maydonozlarla süsleyip, ılık servis edin.







P.S.1: S.A.I.D.'de yediğim enginar da aşağı yukarı aynı yöntemle hazırlanmıştı. Ama tuzu, sarımsağı ve maydonozu eksik olduğu için tadı pek bir şeye benzemiyordu.

P.S.2: YH ilk kez enginar yedi. " Hmm kabak, mis mis " diyerek bir tanesini bitirdi. 

3 Yaş Sendromu

YH yeni bir döneme girdi. Gerek duygusal gerekse fiziksel olarak beni bu zamana kadar en çok zorlayan bir sürece ayak bastı. 3 yaş sendromu, kişilik oluşumu...ne ad koyarsak koyalım sancılı bir dönem, en azından benim için.YH açısından bir problem yok o hayatından oldukça memnun ama ben mutsuzum. Neden mi?


Son iki haftadır YH resmen mutlak monarşi ilan etti. Saçma salak şeyler için kriz çıkıyor evde. Onu ben getiricem, bunu ben yapıcam... Atıyorum okuduğumuz masal kitaplarının birinde çocuklar atlı karıncaya mı biniyor bizimkisi başlıyor hemen  "ben binicem " demeye. Uykusunda bile  " hayır, ben ben " diye sayıklıyor. Yani Hammurabi halt etmiş yanında. Kaldı ki biz de güvenliğini sağlamak şartıyla her şeyi tek başına yapmasına teşvik ediyoruz. Bu yüzden dökülen sütlerin, meyve suların, kırılan tabakların ve bardakların haddi hesabı yok. Türkiye'den gelen herkesten ince belli çay bardağı istiyoruz. Yakınlarımızın Roma'da bardak ticaretine giriştiğimizi düşünmelerinden endişe duyuyorum. :)

Ayrıca hayatımızın büyük bir kısmı flashback lerden oluşmaya başladı. Örneğin, YH benim getirdiğim herhangi bir şeyi alıp gidip yerine koyuyor ve tekrar kendisi getiriyor. Her şeyi ama her şeyi böyle yapıyoruz. Bir yaptığımız şeyi şanslıysak 2 daha da kötüsü  bazen 3-4 kez tekrarladığımız oluyor. Hele bir de asansör maceralarımız var  ki evlere şenlik. Yok kapısını sen kapattın, yok düğmesine ben basıcam...

Tabii en yorucu kısmı sabahtan akşama kadar  benimle oynamak istemesi. Kondüktörcülük, pilotçuluk oynamaktan fenalıklar geçiriyorum.  "YH çok yoruldum, lütfen biraz da tek başına oyna " dediğimde de gelip öpüyor sonra " Doktor oldum, bu ilacı iç " deyip hayali bir şeyler içiriyor bana. Üstüne de sarılıp kocaman öperek tekrar oyuna çağırıyor beni. Gel de oynama!. Hem annesiyim hem de arkadaşı yani. Annemin benimle seksek oynayıp, ip atladığını hatırlıyorum ama böyle sabahtan akşama kadar da oynamazdı. Gerçi benden bir yaş küçük bir erkek kardeşim olduğu için günümün büyük bir kısmı onunla didişmekle geçtiği için canım pek sıkılmıyordu .:)

Kendimce çözümler bulmaya çalıştım bu süreci kolay atlatabilmem adına. Mesela, saklambaç oynarken onun hemen bulamayacağı bir yere saklanıp kısa süre bile olsa bir şeyler okumaya çalışıyorum. Audio book aldım bir sürü. En azından lego falan yaparken dinleyeyim diye. Ayrıca bizimkisinin arızaya bağladığı zamanlarda hemen olay yerini terk ediyorum. Sakinleşince de zaten yanıma gelip özür diliyor. Bu arada böyle zamanlarda, babası YH'ye  "annen out of order  " dediğinden bizimkisi " anne bozuldu " diyor. 

Anne-baba olmak çocuğun karnını doyurup, yeni kıyafetler ve oyuncaklar almaktan ibaret değil elbette.  Onun aklını, kalbini ve ruhunu doyurmak önemli olan. Bu yüzden çocuğun en güzel oyuncağı annesi ve babasıdır. Ama düşünmek, bilmek her zaman insanı mutlu etmiyor. Anneler de zaman zaman arızalanabiliyor.

Piyasada çocukların psikolojisiyle ilgili bir çok kitap var. Pek çoğunu da okudum. Benimle oynar mısın anne?, sevgi merkezli çocuk eğitimi, mahallenin en mutlu yumurcağı...  Peki  "mahallenin en mutlu annesi " ya da  "çocuğum birazcık da tek başına oyna " diye kitaplar var mı? Hani şu  2 -3 yaş sendromu dedikleri şeyin annede yarattığı buhranları anlatan  "aman çocuğum mutlu olsun  başka bir şey istemiyorum derken ruh sağlığını kaybeden anneleri " anlatan kitaplardan bahsediyorum.


Şaka bir yana ama yıllaar oldu karı- koca birlikte sinemaya, konsere, yemeğe gitmeyeli. Onu bırakın karşılıklı kahve içip iki çift laf edemiyoruz. Bunun sorumlusu kim peki? Tabii ki hiç kimse. Sadece  hayatımızın cilveleri ( kazıkları).

Çocuk candır, kutsaldır iyidir hoşdur da annenin canı patlıcan mıdır? Bunun 3 yaş sendromu var, 4'ü var, 5'i, 6'sı...Hayat geçer mi böyle ? Y(u)HARŞİ sıkıldım, bağımsızlık istiyorum.


Bunu geçenlerde YH'nin babası gönderdi. Bana bir mesaj mı vermek istiyor acaba? :)


P.S.1: Dün bunalımdan çıkmak için alışverişe gittim. Öyle ayakkabı, çanta falan almadım yanlış anlaşılmasın. En fiyakalısından legolar aldım kendime. İçinde zürafa, fil hatta safari arabası bile var.  Bir nevi lego terapisi  yani.

P.S.2: " Son Kervan " haberini buradan izleyebilirsiniz.

Thursday, February 16, 2012

1. İpek Yolu Bienali ve " Son Kervan "



Kaçımız İpek Yolu'nda seyahat etmeye cesaret edebilir? Hem de 18 ay boyunca deve sırtında...

Fotoğraf sanatçımız Arif Aşçı ve arkadaşları bunu yapabileceklerine inanmışlar ve 1996 yılında yola koyulmuşlar. Yolculuklarının sekiz ayını Çin'de, dört ayını Türkiye'de ve altı ayını da Orta Asya'da geçirmek üzere 18 ayda tamamlamışlar.


  Kervan Orta Asya topraklarında.


Çin'den İstanbul'a gelip projeyi bitirdiklerinde ise develeri gemilerle Venedik'e getirmeyi planlamışlar ama o günün koşullarında bunun çok kolay olmadığını anlayınca vazgeçmişler. Ancak "15 yıl sonra kervan değilse bile kervanın fotoğraflarını getirmek kısmet oldu " dedi Arif Bey. Hem de  Roma'daki  "2000 yıl öncesinin alışveriş merkezi " sayılan Mercato di Traiano Müzesi'nde, yani Trajan Pazarları  Müzesi’nde  " Son Kervan " adıyla açılan bir sergiyle.

Serginin diğer önemli ayrıntıları bugün TRT HABER'de saat 14.00 deki haber bülteninde yayınlanacağı için burada sadece Son Kervan'ın bende bıraktığı izleri paylaşmak istiyorum.


Sergide beğendiğim tüm fotoğrafların baş kahramanları kadınlar; kimisi bebeğiyle at sırtında giden bir anne,



 kimisi rengârenk kıyafetleriyle arz-ı endam eden bir genç kız,





kimisi de çalışan ve üreten bir kadın...






Nazım Hikmet, Saman Sarısı şiirinde Abidin Dino'ya  " Bana mutluluğun resmini yapabilir misin? " diye sorar. Mutluluğun resmi yapılabilir mi bilemeyeceğim ama fotoğrafı çekilebilir. Bakınız en sağdaki çocuğun gülümseyişine...


Sanatçı ve arkadaşlarının bu projeyi çok rahat koşullarda tamamlamadıkları aşikâr.


Çook ileride yaşadığımız, gezdiğimiz ülkeler 40'ı bulunca bir sergi açmak istediğimi paylaşmıştım burada.  " Son Kervan " bu anlamda işin nasıl olması gerektiğine dair ufkumu açtı ve bana yepyeni kapılar araladı. Ve şunu bir kez daha öğrendim ki  gidebilmek; kimi zaman bir deve sırtında kimi zaman ise at üzerinde  bile olsa insanı olgunlaştıran bir süreç.

Sergiden ayrıldığımda beynimin içinde Firarperest ( Elif Şafak) kitabındaki şu cümleler dönüp dolaşıyordu:  "Çakılı kalmamak sırf alışkanlıklardan ötürü demir attığın koylara. Çıkmak oralardan, gerçek dalgakıranların beri tarafına, bilmediğin memleketlere varmak, tatmadığın yemekleri yemek, sözlerini anlamadığın şarkılarla içlenmek, risk almak, dağılmak ve parçalanmak ve hasret çekmek buram buram, gurbetin tadına bakmak ve kendini yabancının gözünden görmek, şaşırmak yeniden, şaşırmak bir çocuk gibi dünyanın hallerine, çeşitliliğine, güzelliğine acımasızlığına... "

P.S: Mercato di Traiano Müzesi'ndeki  " Son Kervan " isimli fotoğraf sergisi 11 Mart'a kadar ziyaret edilebilir.



Tuesday, February 14, 2012

ROMALILAR AŞKLARINI KİLİTLİYORLAR



Roma'daki Ponte Milvio "aşıklar köprüsü " olarak bilinir. Çünkü İtalyan gençler, üzerlerine sevgililerinin ve kendilerinin isimlerini yazdıkları kilitleri bu köprünün demir parmaklarına asıp anahtarlarını da Tiber Nehri'ne atarlar. Aşklarının kilitlenip, bir ömür boyu sürmesi adına. 



Aslında çok eski bir batıl inanış değil bu. Federico Moccia'nın 1996 ve 2002 yıllarında basılan Göğün Üç Metre Üzerinde ( Tre Metri il Cielo) ve Seni Çok Arzuluyorum ( Ho Voglia di Te) isimli kitaplarında bahsi geçen kilit asmak inanışı daha sonra halk tarafından gelenek haline getirilmiş. Hatta insanlar bu kilitleri asmaya başladıklarında kurban olarak seçtikleri elektrik direği adeta bir dilek ağacına dönüşmüş. Daha sonra elektrik direği kilitlerin ağırlığına dayanamayıp devrilince de belediye direklere kilit asmayı yasaklamış. Ama bu durum sonsuza dek birlikte olmak isteyen aşıkları pes ettirememiş. Çünkü  hala köprünün metal parmaklıklarına  kilit asmaya devam ediyorlar.


Kısacası Aşk Çeşmesi'ne para atarak aşk dilemek, Ponte Milvio köprüsüne kilit asarak aşk kilitlemek Roma'da Sevgililer Günü'nün olmazsa olmazları.

Not 1: Elif Şafak, Brüksel'deki meşhur Türk mahallesindeki izlenimlerini anlattığı yazısının sonunu  " aşk dediğin lastik kaçırmayan dirayetli bir çorap gibi olmalı " diyerek bağlamıştı. Ben çok sevdim bu betimlemeyi. 

Not 2: Sevgililer gününden nefret ettiğimi söylemiş miydim? Kırmızı güller, mumlar, kapli yastıklar, pofuduk ayılar....Avam bir tabirle böğğğhh.

Sunday, February 12, 2012

ROMA KARNAVALI

Dün  2012 Roma Karnavalı başladı. 11 Şubat'tan 21 Şubat'a kadar sürecek olan karnaval vesilesiyle Roma sokakları renkli sahnelere tanıklık etti. İtalya'da son 25 yılın en soğuk kışını geçirdiğimiz şu zamanlarda çocuklu ailelerin tercihi alışveriş merkezlerinden yana olunca biz de bu vesileyle karnaval ruhunu bir nebze dahi olsa hissedebilme şansı yakaladık. Baş kahramanlar her zamanki gibi çocuklar...


Puffi :)






 Alışveriş merkezinin konfetilerle kirletilmesine, çocukların yerlerde yuvarlanmasına cık cık vık vık derken YH de onların arasına katıldı.






Tabii kaşla göz arasında ben de bundan nasiplendim. Temizlemesi o kadar zor ki bu zımpırtının tek tek elimle toplamama rağmen eve  döndüğümde her yerimden  konfetiler dökülüyordu.





 " Allah'ım neydi günahım ? " :)